ANA SAYFAAna SayfaBİZE ULAŞINİletişim

BAĞLANTILARBağlantılar SİTE HARİTASISite Haritası SİTE İÇİ ARAMAArama

TMMOB


ADANA ŞUBE ANTALYA ŞUBE BURSA ŞUBE İSTANBUL ŞUBE İZMİR ŞUBE KONYA ŞUBE MERSİN ŞUBE TEMSİLCİLİKLER
»Information (English) 

WEB SİTEMİZDE ÜYE GİRİŞİ VE ÖDEMELER HAKKINDA BİLGİLENDİRME

Üye Girişi yaparak kendinize ait iletişim, nüfus, eğitim vb. bilgileri görüp, bu bilgilerin yanlış veya eksik olanlarını düzenleyebilir...

      Çalışmalarımız

»Haberler

»Duyurular

»Basın Açıklamaları

»Görsel-İşitsel Basında
  Odamız

»Yazılı Basında Odamız

»Oda Görüşleri

»Hukuki Çalışmalar

»Çalışma Raporu

»Çalışma Programı

»SMM ve Büro Tescil

 
 

Yayınlar

 » SÜRELİ YAYINLAR

GIDA MÜHENDİSLİĞİ DERGİSİ
SAYI: 43

Tüm Sayılar »

e-BÜLTEN
SAYI: 46-2019/BÜLTEN NO:6_

Tüm Sayılar »

ŞUBE e-BÜLTEN

 » KİTAPLAR

 
ET BİLİMİ VE TEKNOLOJİSİ
PROF. DR. AYDIN ÖZTAN

Tüm Kitaplar »

TMMOB 45. DÖNEM II. DANIŞMA KURULU TOPLANTISI`NA KATILDIK

    Yayına Giriş Tarihi: 11.02.2019  Güncellenme Zamanı: 11.02.2019 13:29:18  Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ  
 

Güncellenme Zamanı: 11.02.2019 13:25:13

45. Dönem TMMOB II. Danışma Kurulu Toplantısı 9 Şubat 2019 Cumartesi günü TMMOB Teoman Öztürk Öğrenci Evi ve Sosyal Tesisi`nde gerçekleştirildi. Toplantıya genel merkez yönetim kurulu üyelerimiz, birimlerimizden yöneticilerimiz, il temsilcilerimiz ve üyelerimiz katıldı.

II. Danışma Kurulu toplantısı TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz`ın açış konuşmasıyla başladı. Yönetim Kurulu Başkanımız Kemal Zeki Taydaş‘ın da bir konuşma yaptığı toplantıya 244 TMMOB Yöneticisi katıldı.

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz`ın açış konuşması şöyle:

"Sayın Başkanlarım,
Sayın Onur ve Denetleme Kurulları Üyeleri,
Birlik ve Odalarımızın Sayın Yöneticileri,
Sayın Meslektaşlarım,

45. Dönem İkinci Danışma Kurulu toplantısına hoş geldiniz.

TMMOB Yönetim Kurulu adına hepinizi dostlukla selamlıyorum. Başta içinde bulunduğumuz bu güzel mekana adını verdiğimiz Teoman Öztürk olmak üzere, geçmişten bugüne TMMOB mücadelesine emek veren tüm arkadaşlarımızı ve yakın zamanda birkaç gün arayla kaybettiğimiz EMO Sayman Üyesi Şakir Aydoğan ve EMO Ankara Şubesi Başkan Yardımcısı Tahsin Yılmaz`ı saygıyla anarak 45. Dönem İkinci Danışma Kurulu Toplantısını açıyorum.

Sevgili Arkadaşlar,

4 ay önce gerçekleştirdiğimiz ilk danışma kurulumuzda 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin ve sonrasında ülkemizin özellikle idari yapılanmasında yaşanan gelişmeleri değerlendirmiştik.

Aradan geçen kısa zaman dilimine rağmen yeniden bir seçim sürecine girdik. 31 Mart 2019 tarihinde Yerel Seçimler gerçekleştirilecek.

Bir önceki yerel seçimlerden bugüne kadar geçen 5 yıllık süre içerisinde 3 kez Milletvekili Genel Seçimleri, 2 kez Cumhurbaşkanı Seçimleri, 1 kez de Anayasa Referandumu için sandık başına gidildi.

Bu kadar kısa bir zaman dilimi içerisinde bu kadar fazla sayıda seçim yapılması, ülkemizde sürdürülebilir ve istikrarlı bir demokratik rejimin olmadığının en büyük göstergesidir.

Ortaya çıkan bu istikrarsızlığın nedeni AKP iktidarı boyunca anayasal demokrasi anlayışının terk edilmesi, güçler ayrılığı ilkesinin ortadan kaldırılması ve devlet kurumlarının işleyemez hale getirilmesidir.

Artık seçimler önceden belirlenmiş takvimler uyarınca değil, iktidar partisinin konjonktürel ihtiyaçlarına göre yapılmaktadır.

Ülkemizi adeta bir türbülansa sokan bu istikrarsız siyasal rejim, 16 Nisan 2017 Anayasa Referandumu ile kurumsallaştırılmış, 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanı Seçimleriyle birlikte ülkemizin idari yapısı bütünüyle altüst edilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak adlandırılan bu yeni rejim, demokratik rejimlerin olmazsa olmaz şartı olan denge-denetim mekanizmalarını ortadan kaldırarak yasalara ve kurumlara değil, keyfiyete dayalı bir yönetim anlayışını getirmiştir.

Bu haliyle tek adam rejimi istikrarsızlık, kaos ve meşruiyet krizinin sürekli hale gelmesidir.

TMMOB olarak bu rejimin istikrarsızlık ve kriz üreteceğini en başından itibaren dile getirdik. Aradan geçen zaman, eleştiri ve uyarılarımızda ne kadar haklı olduğumuz gösterdi. Bugün ülkemiz gerçek anlamıyla bir yönetim krizi ve bununla ilişkili derin bir ekonomik krizle yüz yüze bulunuyor.

Değerli Arkadaşlar,

Ülkemizin içinde bulunduğu istikrarsızlık ve izlenen yanlış ekonomi politikaları nedeniyle geçtiğimiz yıl yaşanan döviz kuru dalgalanmaları, ithalata dayalı sektörlerin işlerini sürdüremez hale gelmesine, döviz borcu olan kesimlerin büyük zararlar yaşamasına neden oldu.

Bugüne kadar defalarca dile getirdiğimiz gibi ekonomimizin siyasal çalkantılar karşısında bu denli kırılgan olmasının nedeni yıllardır izlenen neoliberal politikalardır.

Yurt dışından sağlanan sıcak para akışına dayalı rant ekonomisi, ülkemizde düzenli ve giderek daha sık aralıklarla krizlere neden olmaktadır.

Yaşanan her kriz, halkın daha fazla yoksullaşmasına, ülke varlıklarının değersizleşmesine neden olmaktadır. Emeğiyle geçinen kesimlerin krizler karşısında dayanma gücü azalmakta, krizlerin toplumsal maliyeti artmaktadır.

Liyakat esasıyla değil, iktidara sadakat esasıyla yapılandırılmış devlet kurumlarının verileri, yaşadığımız ekonomik krizin boyutlarını gerçek anlamıyla yansıtmamaktadır.

İktidar tarafından yılın son aylarında yapılan vergi indirimlerine, doğrudan piyasa müdahalelerine ve indirim kampanyalarına rağmen TÜİK`in manipüle edilmiş rakamlarına göre 2018 yılı Tüketici Fiyat Endeksi %20`nin üzerinde, Yurtiçi Üretici Fiyat Endeksi ise %33`ün üzerinde çıkmıştır. Bu rakamlar son 15 yılın en yüksek enflasyon oranlarıdır.

Yüksek enflasyona rağmen ülkemizde üretim durma noktasına gelmiştir. Sanayi üretim endeksleri her ay daha da düşmektedir.

Fabrikaların üretimi durdurması, yatırım projelerinin iptal edilmesi, şirketlerin konkordato ilanları ve toplu işçi çıkarmaları olarak hayatlarımıza yansıyan bu veri, Ekim Ayında %11,6 olarak açıklanan işsizlik oranı hızla tırmanmaktadır.

Türkiye en kötü kriz senaryolarından biri olan yüksek enflasyon ve ekonomik durgunluğu aynı anda yaşamaktadır.

Halkın günlük yaşamı bu denli kötüleşmişken siyasal iktidar halkın sorunlarına çözüm bulmak yerine 2019 yılında gerçekleşecek yerel seçimler öncesinde pembe bir tablo yaratmaya çalışmaktadır.

Benzerleri daha önceki kriz dönemlerinde de gördüğümüz ve devlet hazinesini boşaltma pahasına atılan bu spekülatif adımlar, kurlarda ve borçların döndürülmesinde kısa dönemli düzelmeler yaratsa da uzun dönemde krizi daha da derinleştirmektedir.

Nasıl ki 24 Haziran Seçimleri öncesinde yaratılan suni ekonomik büyüme Ağustos ayında büyük bir patlamaya yol açtıysa 31 Mart Yerel Seçimleri öncesinde yaratılmak istenen bu pembe tablo da seçimler sonrasında büyük ekonomik-toplumsal patlamalara neden olacaktır.

Ülkemiz bu denli büyük bir krizle boğuşurken iktidar sahipleri "savurganlık" ve "yolsuzluk" içinde yaşamaktadır. AKP`li belediyelere kadar uzanan bu savurganlık ve yolsuzluklar, Sayıştay Raporlarında açık biçimde tespit edilmiştir.

Halkı tasarrufa çağıran yöneticiler, büyük bir şatafat içerisinde yaşamaya devam etmektedir. Ülkeyi yönetenler lüks içerisinde yaşarken iktidarın ve belediyelerin tüm imkânları yandaş kesimlerin ihtiyaçları için seferber edilirken halk yoksulluğa mahkûm edilmiştir.

Değerli Arkadaşlar

Yaşanan ekonomik krizden en fazla etkilenen kesimler arasında Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları da yer almaktadır.

Gerek kamuda gerek özel sektörde her türlü mühendislik, mimarlık ve şehir planlama hizmetlerini; planlama, projelendirme, uygulama ve denetleme işlerini yürüten tüm meslektaşlarımız krizden olumsuz biçimde etkilenmektedir.

Meslektaşlarımız, ülkemizdeki kriz ortamının yarattığı pahalılık, geçim sıkıntısı ve borçlanma gibi ortak sorunlardan etkilendiği gibi mesleğimize özgü sorunlarla da boğuşmak zorunda kalmaktadır.

Kamuda çalışan meslektaşlarımız, siyasi baskı ve sürgün tehdidi altında, düşük ücret, kadro sorunu, özlük haklarının ihlal edilmesi, düşük ek göstergeler gibi birçok sorun ile yüz yüzedir.

Güvencesiz-sözleşmeli istihdam modellerine yönelme, atamalarda liyakatin ortadan kalkması ve nihayet hukuksuz-keyfi ihraçlar gibi nedenlerle kamudaki teknik personelin iş yükü artarken, iş riski de giderek büyümektedir.

Özel sektörde çalışan meslektaşlarımızın tamamına yakını yatırımların durması, projelerin iptal edilmesi, reel sektörün tıkanması gibi sorunlardan etkilenmiştir.

İşsizlik, esnek çalışma, güvencesizlik, sağlıksız çalışma koşulları ve reel ücret kaybı gibi sorunlar özel sektörde çalışan tüm meslektaşlarımızı tehdit etmektedir.

Kanun Hükmünde Kararnamelerle hukuksuz biçimde kamu görevinden çıkarılan meslektaşlarımız krizden en olumsuz etkilenen kesimlerin başında yer almaktadır.

Bu arkadaşlarımız sadece işlerini kaybetmekle kalmadılar, aynı zamanda başka işlerde çalışmaları önünde engeller de çıkartıldı. Meslek alanımızda bunu en somut olarak yapı denetim alanında yaşadık. Yapı denetimi kuruluşlarında çalışan mühendis ve mimarlardan KHK ile ihraç edilmiş olanların belgeleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından iptal edildi. Yeni başvurular da reddedilerek yapı denetimi sistemindeki sicilleri silindi.

İhraç edilen meslektaşlarımızın yurt içinde kamusal hizmet niteliğindeki işlerde çalışmasına izin verilmediği gibi pasaport yasakları nedeniyle yurt dışına da çıkmaları engellenmektedir.

Değerli Arkadaşlar,

Bir önceki danışma kurulumuzdan bu yana geçen 4 ayı aşkın süre boyunca başta meslektaşlarımız olmak üzere emeğiyle geçinen toplum kesimlerinin krizden en az zarar görmesi için yoğun bir mücadele ile verdik.

Ekim ayı içerisinde DİSK, KESK ve TTB ile gerçekleştirdiğimiz toplantılarda, krizin faturasının emekçilein değil, krizi yaatanların ödemesi için mücadele birliği içinde olma kararı aldık. Bu süreçte DİSK, KESK, TTB ile birlikte ortak bir anlayışla ama kendi örgütsel dinamiklerimiz üzerinden krize karşı geniş çaplı kampanyalar örgütledik. Kimi yerellerde ortak mitingler örgütledik.

Hepinizin bildiği gibi TMMOB olarak 19 Kasım tarihinde yaptığımız basın toplantısıyla "Krize Karşı Emeğimize, Mesleğimize ve Haklarımıza Sahip Çıkıyoruz" başlığıyla bir kampanya sürecinin içine girdik.

Bu doğrultuda ilk olarak Odalarımız aracılığıyla tüm üyelerimize mektup göndererek yaşadığımız sorunlar karşısında dayanışma ve mücadele çağrısında bulunduk.

İl Koordinasyon Kurullarımız aracılığıyla basın açıklamaları gerçekleştirdik. Kampanya taleplerimizi içeren broşür ve görseller hazırlayarak sosyal medya platformlarında yaygınlaştırdık.

24 Kasım tarihli Yönetim Kurulu toplantımızda 2019 yılı Mühendis, Mimar, Şehir Plancısı asgari ücretinin 4500 TL olarak karar altına aldık. Bu kararın ardından SGK tarafından geçtiğimiz yıl tek taraflı olarak feshedilen işbirliği protokolünün yeniden uygulanması için SGK`ya toplu faks gönderme eylemi gerçekleştirdik.

Mecliste başlayan Bütçe Görüşmeleri öncesinde kamuda çalışan meslektaşlarımıza ilişkin taleplerimizi içeren mektubumuzu milletvekillerine gönderdik.

Kampanya kapsamında çalışmalarımız arasında belki de en önemlileri, 45. Genel Kurulumuzda aldığımız kararlar uyarınca gerçekleştirdiğimiz Çalıştaylarımız oldu.

Biliyorsunuz 45. Genel Kurulumuzda Kamuda Çalışan, Ücreti Çalışan-İşsiz ve KHK ile İhraç Edilen meslektaşlarımızın sorunlarına yönelik çalışma kararı almıştık. Bu üç ayrı konu başlığıyla ilgili oluşturduğumuz çalışma grupları her bir konu başlığına ilişkin birer çalıştay programı oluşturdu.

15 Aralık`ta Kamuda Çalışan Meslektaşlarımızın, 22 Aralık`ta Ücretli Çalışan-İşsiz Meslektaşlarımızın ve 5 Ocak`ta da OHAL KHK`larıyla İhraç Edilen Meslektaşlarımızın Sorunlarına ilişkin çalıştaylarımızı gerçekleştirdik.

Bizler bu çalıştayları sadece birer kapalı salon faaliyeti olarak görmedik, her bir çalıştay bizim için aynı zamanda bir mücadele başlığıydı.

Bu çalıştaylara paralel olarak kamuda çalışanların sorunlarına dikkat çekebilmek için Bakanlıklar düzeyinde girişimlerimiz, Milletvekillerine yönelik bilgilendirme faaliyetlerimiz, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Çalışma Bakanlığı ile yazışmalarımız, ihraç edilen meslektaşlarımızın durumlarına ilişkin uluslararası mühendislik-mimarlık örgütlerine gönderdiğimiz dayanışma çağrılarımızla bu süreci olabildiğince toplumsallaştırmaya, yaygınlaştırmaya çalıştık.

Değerli Arkadaşlar,

Bu süreçte bir yandan Kriz karşısındaki kampanyamızı sürdürürken diğer yandan da ülkedeki toplumsal muhalefet hareketleriyle de mücadele birliği içinde olmaya devam ettik.

10 Ekim Katliamı`nın 3. Yılında ilk kez saldırının yaşandığı yerde anma gerçekleştirebildik. Biliyorsunuz geçtiğimiz iki yıl içinde yapmak istediğimiz anmalara valilik izin vermemiş ve polis tarafından şiddet kullanılarak dağıtılmıştı. Bu yıl da başlangıçta izin vermeme yönündeki tavra rağmen kararlı duruşumuzla Gar Önünde anma etkinliğimizi gerçekleştirdik.

Ankara`daki anmanın ardından Emek ve Meslek Örgütleri Başkanlarıyla birlikte Cumartesi Annelerinin Galatasaray Lisesi önünde gerçekleştireceği 707. Eyleme destek vermek için gittik. Orada da valilik meydana çıkmamıza engel oldu ve İHD önünde bir destek açıklaması yapabildik.

Yine bu süreçte Direnişteki Flormar İşçilerine, Mecliste bulunan güvenlik soruşturması yasasına karşı nöbet eylemi yapan TTB üyelerine ve "Savaş Halk Sağlığı Sorunudur" açıklaması nedeniyle yargılanan TTB Merkez Konseyi üyelerinin duruşmalarına destek olduk.

Yeri gelmişken bir bilgiyi de paylaşayım: Geçtiğimiz yıl Afrin Operasyonu sırasında yaptığımız açıklamalar ve TTB Merkez Konseyi Üyelerine destek açıklamalarımız nedeniyle bir önceki yürütme kurulu üyelerimize de soruşturma açıldı. Henüz soruşturma süreci tamamlanmadı.

Bilinmesini isteriz ki, bedeli ne olursa olsun, barışı savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Meydanı savaş çığırtkanlarına bırakmayacağız!

Geçtiğimiz dönemde yaşanan en önemli olaylardan birisi de Ankara`da yaşanan tren kazasıydı. Temmuz ayında Çorlu`da yaşanan ve 25 kişinin hayatını kaybettiği tren kazasının üzerinden 5 ay bile geçmeden Ankara`da neredeyse şehir içinde yaşanan tren kazasında 9 kişi hayatını kaybetti.

Sinyalizasyon sisteminin olmamasından kaynaklanan bu kazaya ilişkin KESK`e bağlı Birleşik Taşımacılık Sendikasıyla birlikte düzenlediğimiz basın açıklaması kazanın nedeninin anlaşılması ve iktidarın ulaşım politikalarının çarpıklığına dikkat çekmesi açısından bir hayli etkili oldu.

Biliyorsunuz TMMOB olarak en önemli mücadele alanlarımızdan birisi de hukuk alanı. Bir önceki danışma kurulumuzdan bu yana bu alanda biri olumlu biri olumsuz iki önemli dava sonuçlandı.

Olumlu olan Maden Tetkik Arama Müdürlüğü`nün ihale yoluyla kiralık mühendis istihdamına karşı açtığımız davayı yeniden kazanmamızdı. Hatırlarsınız geçen yıl Şubat ayında yapılan personel ihalesine karşı açtığımız davayı Temmuz ayında kazanmıştık. MTA kadrolu personel istihdam etmek yerine ihale usulünü değiştirerek yeniden kiralık personel alımına gitti. Buna karşı açtığımız davayı yeniden kazandık. Bu dava kamu hizmetlerinin geçici sözleşmeli, taşeron, kiralık personeller eliyle yürütülemeyeceği konusunda önemli bir kazanım bizim açımızdan.

11 Oda üzerinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına idari ve mali deneti yetkisi veren Bakanlar Kurulu kararının iptali için açtığımız dava ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından TMMOB ve Odalar üzerindeki denetime ilişkin çıkarılan Tebliğin iptali için açtığımız iki ayrı dava ise ne yazık ki olumsuz sonuçlandı.

Bu davada ilginç olan nokta Savcının görüşünün bizim savunduğumuz çizgide olmasına rağmen mahkeme heyetinin davaların reddine karar vermesi oldu. Aynı konuya ilişkin Odaların açtığı davalarda da karar aynı çıktı.

Bu kararları temyize götürmüş olsak da ülkemizdeki adalet mekanizmasının hali göz önünde bulundurulduğunda, geçtiğimiz dönemde Kimya Mühendisleri Odamıza yönelik mahkeme kararlarına benzer süreçler diğer odalarımızda da görülebileceği konusunda hazırlıklı ve dikkatli olmamız gerekiyor.

Değerli Arkadaşlar,

Konuşmamın başında da dile getirdiğim gibi, kısa bir süre sonra yerel seçimler gerçekleştirilecek. TMMOB olarak daha önceki seçimlerde olduğu gibi bu seçimler için de yerel seçimlere ilişkin görüşlerimizi bildirge olarak yayına hazırladık ve kamuoyu ile paylaşacağız.

24 Haziran seçimleri sonrasında idari yapıdaki değişiklikler nedeniyle daha önceki yıllardaki çalışmalarımızı neredeyse tümüyle yeniledik. Başta Ayşe Işık Ezer arkadaşımız olmak üzere çalışmaya katkı veren tüm arkadaşlarımıza ve odalarımıza teşekkür ediyorum.

Bildirgemizde yer alan birkaç konunun burada da altını çizmek istiyorum:

Türkiye`nin içinden geçtiği krizin bir diğer boyutu da yerel yönetimlerde yaşanmaktadır. Bugün Türkiye nüfusunun %40`ı, seçimle iş başına gelmemiş, doğrudan iktidar tarafından atanmış isimler tarafından yönetilmektedir.

Siyasal iktidarın yerel yönetimlere ve demokrasiye bakış açısının en somut göstergesi olan bu durumun iki farklı boyutu var: İlki, aralarında İstanbul, Ankara ve Bursa gibi metropollerin de bulunduğu 7 ilde AKP`li belediye başkanının istifaya zorlanmasıdır.

Yerel yönetim yetkilerinin iktidar tarafından gaspedilmesinin ikinci ve daha önemli boyutu ise özellikle HDP bileşenlerinden biri olan Demokratik Bölgeler Partisi`nin elinde bulundurduğu 102 belediyenin 94`ünde seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine "kayyum" atanmasıdır. Aralarından Diyarbakır, Van ve Mardin Büyükşehir Belediyelerinin de bulunduğu 10 il ve 84 ilçe iktidarın atadığı memurlar eliyle yönetilmektedir.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, gerekli gördüğü halde kayyumlar aracılığıyla yönetime 31 Mart Seçimleri sonrasında da devam edileceğini söyleyerek seçimlerin meşruiyetine ve seçmenlerin tercihlerine olan yaklaşımını peşinen göstermiştir. Anlaşılan o ki, AKP, tek adam rejiminin merkezi yetkilerini, yerel yönetimleri de içine alacak biçimde genişletmek peşindedir. Muhalefet partilerini ve emek-meslek örgütlerini dahi kendi istekleri doğrultusunda biçimlendirmek isteyen tek adam rejimi, yerel yönetimlerin demokratik yapısı önündeki en önemli tehdit durumundadır.

Değerli Arkadaşlar,

Yerel yönetim politikaları, halkın gündelik yaşamının en önemli belirleyicisidir. TMMOB ve bağlı odalar olarak üzerinde en fazla durduğumuz konuların başında yerel yönetimler gelmektedir. Gerek farklı iller özelinde yaptığımız kent sempozyumları, gerekse merkezi düzeydeki sempozyum ve kurultaylarla yerel yönetimlerin sorunlarına ve kentleşme politikalarına ilişkin çözümler üretiyoruz.

Bunun yanı sıra başta imar, planlama ve uygulama alanlarında olmak üzere birçok konuda bilim, teknik ve mesleki ilkeler doğrultusunda, kamusal faydanın sağlanması amacı için açılmış ve kazanılmış yüzlerce dava TMMOB ve Bağlı odalarının yerel yönetimler alanındaki mücadelesinde önemli yer tutmaktadır.

Kentlerimizde bugün hala ortak kamusal mekanlar, yeşil alanlar, kültürel ve tarihsel varlıklar, bostanlar korunabiliyorsa bu durumda Birliğimize bağlı odaların hukuki ve toplumsal mücadelesinin katkısı büyüktür.

Tüm bu kazanımlar karşısında yerel ve merkezi iktidar emellerine başka yollardan ısrarla ulaşmaya çalışmaktadır. Yargı kararlarına rağmen benzer uygulamalar ve düzenlemeler belli aralıklarla yeniden gündeme getirilmektedir. Odalarımız da tüm bu yoğunlaşan olumsuzluklara, talan politikalarına ve uygulamalarına karşı, aynı oranda ısrarla, bıkmadan mücadele etmekten vazgeçmeyeceklerdir.

Bugün kentlerimize baktığımızda, barınma, altyapı, ulaşım, enerji, sağlık, eğitim, kültür ve çevre, konularında sorunlar bulunmaktadır. Aynı zamanda, kentlerimiz, deprem, sel, heyelan ve yangın gibi afetlere de hazırlıklı değildir. Bu durum bugüne kadar izlenen, toplumsal çıkarları göz ardı eden ve insan yaşamını hiçe sayan yerel yönetim politikalarının yanlışlığının en açık göstergesidir.

Bugün içinde yaşadığımız kentlerin mekansal ve çevresel bağlamda, niteliksiz yapılaşmasının, sağlıksız büyümesinin ardında piyasa güçlerini kent politikalarının belirlenmesinde tek hakim güç olarak gören  siyasal yaklaşımlar yatmaktadır.

Bu yaklaşımlar sonucu,  başta su, elektrik, doğalgaz ve ulaşım olmak üzere temel kentsel altyapı hizmetleri ile eğitim, kültür, sağlık, çevre vb. alanlarda sağlanan sosyal hizmetler özelleştirilerek, ticarileştirilerek, kentlerimiz emekçiler ve yoksullar için yaşanılamaz bir duruma  getirilmektedir.

Kent parçaları, "kentsel dönüşüm" adı altında, içinde yaşayanlardan bağımsız, yeni imar hakları verilerek sermaye çevrelerine pazarlanmakta, buralara  lüks konut alanları, alışveriş merkezleri inşa edilmektedir. Kentleri bir arada tutan unsurlar ve ortak kullanım alanları ortadan kaldırılmaktadır.

Bunun sonucunda kentler, giderek artan biçimde bütünlüğünü yitirerek birbirinden bağımsız ve ilişkisiz parçacıklara bölünmekte, varsıl ve yoksul kesimler arası ayrışma ve uzaklaşma fiziksel mekana da yansımaktadır. Bu durum sosyal kutuplaşmayı ve kentsel gerilimi de  arttırmaktadır.

Sadece arazi rantına endekslenmiş bu kent ekonomisi anlayışının ortaya çıkardığı sürekli ve plansız büyüme, teknik altyapı hizmetlerinin ve sosyal-kültürel olanakların yetersizliği gibi sorunları daha da büyütmektedir.

Bütün bunların yanı sıra, bütüncül planlamanın benimsenmemiş olması denetimsizlik, yanlış arazi kullanım politikaları, cumhuriyet tarihine koşut kaçak yapılaşma ve imar afları gibi uygulamalar durumun vahametini daha da artırmaktadır.

Bu sorunların çözümü yerel yönetimlerin demokratik bir anlayışla, kamucu politikalar ışığında yeniden yapılandırılmasıdır.

Bizler TMMOB olarak kent yaşamını ilgilendiren tüm konularda ve alınacak kararlarda toplumsal yarar ilkesinin  belirleyici olmasını savunuyoruz.

Kente yönelik politika ve uygulamalarda insan hakları, kentli hakları, toplumsal barış, birlikte yaşama, engelli, hasta, çocuk ve kadın duyarlı planlama,  hizmetlere eşit erişim, insan ve çevre sağlığı  gibi kriterlerin  temel referanslar olması gerektiğini söylüyoruz.

Bu çerçevede yerel yönetimlerin aktif halk katılımı ile yeniden yapılandırılmasını, hizmet üretimi ve dağıtımında, kentsel mekanların tasarımında, kent planlamalarında sermaye kesimleri ve rant çevrelerinin öncelikleri yerine toplumsal yararın öne çıkarılmasını savunuyoruz.

Bugün, kentlerimizin ve toplumun yerel seçimlerde ihtiyacı böylesine bir anlayışı yerel yönetimlere taşımaktır.  Bu anlayış  "toplumcu demokratik ve halkçı bir yerel yönetim" anlayışıdır.

Bu anlayış, katılımcılığın önünü açan, toplumun değişik kesimlerine, karar alma, uygulama ve denetleme süreçlerinde söz hakkı tanıyan politika ve uygulamaların hayata geçirilmesidir.

Tüm bu sıraladığım başlıklardan da anlaşılacağı üzere TMMOB olarak bu seçimlerde yerellerde demokrasinin önemi ve yerel yönetimlerde kamucu politikaların geliştirilmesine ayrı bir vurgu yapıyoruz. İllerimizde yapacağımız açıklamalarda, düzenleyeceğimiz Kent Sempozyumlarında bu iki temel meselenin altının çizilmesini sizlerden de rica ediyorum.

Hepinizi en devrimci, en yurtsever duygularımla selamlıyorum. Önümüzdeki dönemdeki çalışmalarımızda hepinize başarılar diliyorum.

Yaşasın TMMOB Örgütlülüğü,

Yaşasın Mücadelemiz!"

 

 

 

 

Güncellenme Zamanı: 11.02.2019 13:25:28
Güncellenme Zamanı: 11.02.2019 13:25:42

Okunma Sayısı: 52

Tüm Haberler »

 

Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.
ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME 
 

COPYRIGHT © 2019 TMMOB GIDA MÜHENDİSLERİ ODASI
MEŞRUTIYET MAH. KARANFİL-2 SOK. NO:49/10 KIZILAY / ANKARA
TEL: (+90) 312 418 28 26 - (+90) 312 418 28 46 - (+90) 312 418 28 47 - FAKS: (+90) 312 418 28 43
e-POSTA:

 

Key İnternet Hizmetleri Ltd. Şti.