TMMOB
Gıda Mühendisleri Odası

📢BİLEŞENİ OLDUĞUMUZ İSTANBUL TARIM PLATFORMU 6 ŞUBAT 2023 DEPREMİ İLE İLGİLİ YAPTIĞI BASIN AÇIKLAMASI

📢BİLEŞENİ OLDUĞUMUZ İSTANBUL TARIM PLATFORMU 6 ŞUBAT 2023 DEPREMİ İLE İLGİLİ YAPTIĞI BASIN AÇIKLAMASI
İSTANBUL
Yayına Giriş: 06.02.2024 Son Güncelleme: 06.02.2024


İSTANBUL TARIM PLATFORMU BASIN AÇIKLAMASI

RANT ODAKLI POLİTİKALAR VE UYGULAMALARI; TARIM, GIDA VE ORMAN ALANLARINDA DOĞA OLAYLARINI AFETLERE/FELAKETLERE DÖNÜŞTÜRMEKTEDİR.

 

Basına ve Kamuoyuna 06.02.2024

6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde 9 saat arayla yaşanan 7.7 ve 7.6 büyüklüklerindeki ve 20 Şubat’ta yaşanan Hatay’daki 6.6 büyüklüğündeki depremler ve halen süren sismik hareketlilik 15 milyona yakın nüfusun yaşadığı 11 ilimizde (Kahramanmaraş, Hatay, Gaziantep, Adıyaman, Malatya, Kilis, Şanlıurfa, Adana, Osmaniye, Diyarbakır ve Elazığ) büyük bir yıkıma ve can kaybına yol açmıştır. İçişleri Bakanı’nın son açıklamasında “Depremlerin 120 bin kilometrekarelik alanda 11 il, 124 ilçe, 6 bin 929 köy ve mahallede etkili olduğu; 53 bin 537 can kaybı ve 107 bin 213 yaralı olduğu" ifade edilmiştir.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın açıklamalarına göre; Hatay’da 12 bin 920, Kahramanmaraş’ta 7 bin 295, Adıyaman’da 5 bin 826, Malatya’da 4 bin 197, Gaziantep’te ise 3 bin 805 olmak üzere bölgede 35 bin 964 bina deprem anında yıkılmıştır. Toplam 872 bin bağımsız bölümden oluşan 311 bin bina ise aldıkları hasarlar nedeniyle kullanılamaz hale gelmiştir. Depremlerde yaşanan kayıplara ve yıkımlara ilişkin yetkili ve sorumluların çelişkili açıklamaları, aradan geçen 12 aya rağmen verilerin şeffaf olarak henüz açıklanamamış olması, siyasi rant uğruna tahrif edildiğine dair mevcut olan kamuoyu algısını güçlendirmektedir.

Yaşanan afetin sorumlusu; bilimi, planlamayı ve denetimi dışlayan, rantı egemen kılan, şehirlerimizin depreme hazır hale getirilmesi ve afetle mücadele konusunda üzerine düşeni yapmayan siyasi iktidardır. 

Mevcut iktidar; ülkemizdeki yapı stokunun kent ve kırsalda depreme dayanıksızlığına, yapı denetim sisteminin yetersizliğine ve işleyişindeki çarpıklıklara ve özel şirketlere devrine, afet-acil durum ve risk yönetimi konusundaki yetersizliklere, deprem vergilerini bütçe açıklarını kapatmak için kullanımına, şehirlerdeki acil durum toplanma alanlarını ve açık/yeşil alanları imara açma, meslek örgütlerini mesleki denetim süreçlerinden dışlamaya, mühendis/mimar ve plancı eğitimini niteliksizleştirerek yanlış Kentsel Dönüşüm uygulamalarına, deprem riski yüksek alanları yenilemek yerine yeni rant alanları yaratmaya, yoksulları kent merkezlerinden uzaklaştırmaya; yandaşlara sermaye aktarma aracı olarak kullanmakla beraber tarım orman arazilerinin rezerv ve yeni yapılaşma alanları olarak tahrip edilmesine, amacı dışına çıkarılmasına yol açtılar.

Deprem sonrasında arama-kurtarma faaliyetlerinde yaşanan zafiyetler nedeniyle binlerce kişi günlerce enkaz altında kurtarılmayı bekledi. Depremzedeler yakınlarını kurtarabilmek için arama-kurtarma ekiplerine ve gerekli teçhizata ulaşamadılar. AFAD’ın yetersizliğine Kızılay’ın skandalları eklendi. Depremzedeler haftalarca çadır beklerken Kızılay’ın elindeki çadırları şirketlere ve yardım kuruluşlarına pazarladığı ortaya çıktı. Yukarıdan aşağıya talimatla işleyen yönetim anlayışı, liyakatsiz yöneticiler, şirket mantığıyla yapılandırılan kar odaklı kuruluşlar, afetle mücadelede başarısızlığın temel nedeni oldular.

Deprem bölgesinde giderek derinleşen sorunlara çözümler üretilmemekte ve felaketin üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Deprem bölgesinin gerek yeniden yapılanmasında gerekse risk altında bulunan kentlerin depreme hazırlanmasında sistemin bilinen modeli yeniden üretilmekte, kenti ve toplumu depreme hazırlamak yerine depremin sonuçlarına hazırlanmak yeterli görülmektedir. Depremin ilk günlerinde; yaşanan yıkımın büyüklüğünü toplumdan saklamaya, her şeyin kontrol altında olduğu imajını yaratmaya çalışan iktidar; afete müdahale konusunda devlet kurumlarının beceriksizliği ortaya çıkınca “asrın felaketi” sloganıyla felaketin baş edilmesi mümkün olmayan boyutlarda olduğu algısını yaratmaya çalıştı.

Arama-kurtarma faaliyetleri tamamlanmadan ve gerekli deliller toplanmadan enkaz kaldırma çalışmaları başlatıldı. Yıkılan binaların enkazlarının kaldırılması, hafriyatın taşınması ve molozların depolanması gibi konulardaki yanlış uygulamalar toplum sağlığı, çevre ve tarım bakımından büyük bir tehdit oluşturmuştur. Yine sahnedeki yerlerini almış olan rantçılar ve vurguncular; kaynakların bir avuç insana, sermaye çevrelerine aktarılmasına devam etmektedir.

Deprem sonrası sorumsuzca yürütülen enkaz kaldırma ve depolama çalışmaları, anayasa ve uluslararası sözleşmeler uyarınca güvence altına alınan sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına aykırıdır. Bunun yanı sıra inşaat yıkıntılarının yerinde; önlemlerden taviz vermeden hızlıca bertarafı yerine gelişigüzel olarak tarım, mera arazileri ve su havzaları gibi koruma altındaki alanlara dökülmesi büyük bir çevresel sorundur. Özellikle orman alanlarına kontrolsüzce asbestli molozlar dökülerek doğa tahrip edilmiştir.  Enkaz bertaraf çalışmaları bile tamamlanmadan yüzbinlerce konutun inşası için sözleşmelerin imzalanması ve göstermelik temel atma törenleri bunun en büyük göstergesidir. Bu süreci hızlandırmak için yayımlanan 126 No.’lu Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle afet bölgesindeki iskân alanlarının belirlenmesinde, imar planlarının hazırlanmasında ve her türlü yapının inşasında tüm yetkiler; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na devredildi. Daha geçici barınma ihtiyacı bile karşılanamazken daimi yerleşim alanlarının belirlenmesi ya da yeniden inşa edilme yöntemi olarak geçici barınma alanlarının belirlenmesinde dahi kullanılamayacak bir yönteme başvurulmasının telafisi olanaksız büyük hatalara yol açacağı açıktır. Bu kararnameyle halihazırda planlama, mimarlık ve mühendislik süreçleri dışında gerçekleşen yapı stoku nedeniyle yaşanan ve bir daha bu denli yıkımı yaşamamak için bilim ve tekniğe uygun, hukukun gereklilikleri doğrultusunda yeniden inşa faaliyetinin yapılması zorunluyken tam aksine yeni bir felaketin ilanı yapılmıştır. Ormanlık alanlarda hiçbir bilimsel araştırma yapılmadan Orman Genel Müdürlüğünü bile devre dışı bırakarak yerleşme ve yapılaşmaya yönelik alan çıkarılması kabul edilemez.

Yapılmak istenen şeyin halkın barınma sorununun çözümü değil, bir seçim propagandası olduğu çok açıktır. Gerekli inceleme ve hazırlıklar yapılmadan atılacak her adım, yapılacak her konut, yeni felaketlere davet çıkarmak anlamına gelmektedir. İnsanların çaresizliğinin bir seçim malzemesine dönüştürülmesi ve depremin yıktığı binlerce yıllık kadim kentlerimizin tarihsel, kültürel, demografik, ekolojik ve sosyal yapısının alelacele verilen kararlarla yok edilmesi; yapılan en büyük kötülüklerden biridir. 

Depremin gerçekleştiği 11 ilde tarım; hizmet ve sanayi sektörlerinin ardından 3. sıradadır. Deprem; sanayi, hizmetler, inşaat gibi temel sektörlerin yanı sıra gıda ve yem ürünleri ham maddelerini sağlayan tarım sektörünü de çok yakından etkilemiştir. Depremin etkilediği 11 ilde yaşayan ve aynı zamanda tarımsal üretimle ve tarımın diğer kolları ile ilgilenen çiftçiler bir yandan depremin yıkıcı etkileriyle uğraşırken diğer yandan da bitkisel üretimlerini ve hayvancılık faaliyetlerini sürdürme çabası içine girmişlerdir.

Depremin etkilediği 11 ilin temel tarımsal göstergelerine bakıldığında Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2022 yılı verilerine ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın hazırladığı 18 Mart 2023 “2023 Kahramanmaraş ve Hatay Depremleri Raporu”na göre;  nüfusun yaklaşık 14 milyonu (Türkiye nüfusunun %16,4’ü), bölge nüfusunun %3,3’ü belde ve köylerde, tarım alanının %16,9’u (3,8 milyon ha.),  Türkiye’nin toplam tarım potansiyelinin %13’ü,  Türkiye’nin tarımsal hasılasının %15,3’ü (2021 yılı), toplam çiftçi sayısının %13’ü, bitkisel üretim değerinin %20,9’u; hayvansal üretim değerinin %6,7’si, büyükbaş hayvan sayısının %13’ü (2 milyon baş),  küçükbaş hayvan sayısının %17,8’i (9 milyon baş),  gıda işletmelerinin %12,1’i, tarımsal GSMH’nın %15’i,  tekstil ürünleri ihracatının %35’i, ekolojik öneme sahip alanın %4,35’i, su ürünleri yetiştiriciliğinin yaklaşık %12’si,  orman varlığının yaklaşık %11’i,  mısırın %33’ü, pamuğun %72’si, narenciyenin %57’si, Antep fıstığının %82,7’si, buğdayın %19’u, zeytinin %16’sı bu 11 ilde yer almaktadır.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın raporunda, depremin etkilediği 11 ili kapsayan zararların tespiti yapılmıştır. Bu tespitlere göre; depremin Türkiye ekonomisi üzerindeki toplam maliyeti 2 trilyon TL’dir (103,6 milyar dolar). Bu maliyet Türkiye’nin 2023 yılı milli gelirinin yaklaşık %9’una denk gelmektedir. Depremin tarım sektörüne olan maliyeti ise 24,2 milyar TL’dir.

Bu maliyetler dağılımı şöyledir: Sulama tesisleri: 11,1 milyar TL (%45,8), Barajlar ve göletler: 4,1 milyar TL (%16,9), Orman Genel Müdürlüğü bina ve ekipman hasarı: 3 milyar TL (%12,3), DSİ tesisleri: 2 milyar TL, Taşkın kontrol tesisleri: 0,9 milyar TL (%3,7)  Arazi toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri: 0,8 milyar TL (%3,3)  Su sondaj kuyuları: 0,6 milyar TL (%2,4), hayvan kayıpları (küçükbaş, büyükbaş, kanatlı): 0,6 milyar TL (%2,4), diğer: 1,1 milyar TL (%4,5). Yine bu rapora göre:  Mevcut durumda 8.241 büyükbaş, 64.260 küçükbaş, 42.000 baş kanatlı hayvanın öldüğü belirlenmiştir. Ayrıca Adıyaman’da 533.000, Malatya’da ise 168.000 civciv telef olmuştur. Hayvan ölümleri nedeniyle yetiştiricilerin 602,5 milyon TL (31,9 milyon dolar) kayba uğradığı tahmin edilmektedir. Deprem bölgesinde bulunan 233.230 ağıl ve ahırın 13.284 adedi yıkılmıştır.  Bölgede bulunan yaklaşık 1,6 milyon arı kovanından 5.756’sının zarar gördüğü belirlenmiştir. Bunların yeniden temin edilmesinin maliyetinin 8,6 milyon TL olduğu tahmin edilmektedir.  Adana, Diyarbakır, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Hatay’da bulunan özel sektöre ait 558.250 ton kapasiteli 12 ürün deposunun kapasite olarak %26,1’i ağır hasarlı, %33,4’ü orta hasarlı ve %40,6’sı ise az hasarlıdır. Bu hasarların toplam maliyetinin 221 milyon TL olduğu tahmin edilmektedir.  Bölgede yer alan Toprak Mahsulleri Ofisine (TMO) ait toplam 315.100 ton kapasiteli 18 deponun kapasite olarak %9,5’i yıkık, %22,1’i orta hasarlı, %68,4’ü az hasarlıdır. Toplam hasarın 81,6 milyon TL olduğu tahmin edilmektedir.  

Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün (TİGEM) Malatya Sultansuyu Tarım İşletmesi’nde at tavaları ve kaba yemin muhafaza edildiği sundurmalarda hasarlar meydana gelmiştir. Ceylanpınar Tarım İşletmesi’nde ise sulama ünitelerinde hasar tespit edilmiştir. Söz konusu işletmelerde tespit edilen hasarın toplam maliyeti 134,1 milyon TL olarak hesaplanmıştır.  Deprem bölgesinde yer alan özel sektöre ait bazı iç su balık yetiştiriciliği tesisinde meydana gelen hasar nedeniyle 101 ton balık ve 37,4 milyon yavru balık ölmüş olup toplam balık kaybı maliyeti 63,2 milyon TL olarak hesaplanmıştır. Gıda sektöründe ise Hatay Gıda Kontrol Laboratuvarı’nda yer alan makine-teçhizatta, depremde çıkan yangına bağlı olarak yaklaşık 50 milyon TL tutarında; Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’ye bağlı Malatya ve Elazığ Şeker Fabrikaları’nda ise yaklaşık 1,3 milyon TL tutarında hasar tespiti yapılmıştır. Depremden etkilenen 11 ilde Orman Genel Müdürlüğü’ne (OGM) ait toplam 224.000 m2 kapalı alanlı 819 bina ve tesisin 12’si yıkılmış, 65’i ağır hasar görmüş, 32’si orta hasarlı ve 89’u hafif hasarlı olarak kaydedilmiştir. Bu binaların yeniden yapım, güçlendirme veya onarımı planlanmaktadır. Diğer taraftan OGM’ye ait iş makinası, muhtelif donanım ve fidanlık tesislerinde de hasar meydana gelmiş olup tüm OGM bina ve ekipmanları hasar toplamı yaklaşık 3 milyar TL olarak hesaplanmaktadır. DSİ tarafından ilk etapta hesaplanan tahmini hasar tutarı 19,5 milyar TL’dir. Baraj ve göletler kategorisi altında yer alan en büyük 14 baraj ve gölete ilişkin hasar tutarı 2,7 milyar TL olarak tahmin edilmektedir. Depremin tarıma olan etkileri alanlarına göre temel olarak şöyledir:

Bitkisel üretim; Tarım alanlarındaki bozulmalar, yarılmalar, tümsekler, tarla kenarındaki yolların çökmesi ve kayması,

Makine-ekipman zararları; Girdi tedarikinde zorlanmalar,

Hayvansal üretim; Barınakların yıkılması, hayvan ölümleri ve yaralanmaları, yem vs. tedarik sorunları,

Tarımsal işgücü; Ölümler, yaralanmalar, barınma sorunları, göç,

Gıda işletmeleri ve tarımsal üretime tedarik sağlayan firmalar; ölümler, yaralanmalar, barınma sorunları, göç, ekonomik zorluklar,

Çevre kirliliği; Asbest, cıva gibi tehlikeli maddelerin çevresel etkileri; inşaat atığı ve moloz kirliliği, yeraltı ve yerüstü su kirliliği,

Yeni yerleşim yerlerinin seçiminde tarım-mera alanlarının kullanılması; tarım alanlarının azalması, tarımsal üretimin azalması olarak sıralamak mümkündür.

Yapılması gerekenlere ilişkin öneriler aşağıda sıralanmıştır:

  • Temel üretim girdilerinin (ilaç, gübre, mazot, yem, tohum) temin edilmesi,
  • Hasar gören ahır ve ağılların onarımı ve yıkılanların yeniden inşa edilmesi,
  • Hayvan yetiştiricilerine kaba ve kesif yem, ilaç ve aşı tedarik edilmesi,
  • Telef olan hayvanların yerine yenisinin hibe olarak tedarik edilmesi,
  • Ziraat Bankası’na ve Tarım Kredi Kooperatifleri’ ne olan borçları silinmesi veya faizsiz yapılandırılması,
  • Yeni kredi ve finansman olanaklarının yaratılması,
  • Tarımsal ürünlerin pazarlanmasına dair imkânların yaratılması,
  • Ürün satış aşamasında TMO, Tarım Kredi Kooperatifleri gibi kurumların sisteme dahil olması,
  • Mevsimlik tarım işçisinin istihdamı için tedbirlerin alınması,
  • Tarım alet ve makinelerinde gerçekleşen hasarın tespiti ve bunların kullanılabilir hale getirilmesi,
  • Sulama ve elektrik borçlarının silinmelisi ,
  • Yeraltı sularının sulamada kullanımının yeniden değerlendirilmesi,
  • Yeni yerleşim alanlarının seçiminde tarımsal üretim alanlarının dışında tutulması,
  • Tarımsal girdi satan bayilerin yeniden yapılandırılması,
  • SGK, BAĞKUR prim ve ödemelerinin ertelenmesi,
  • Fiziki sermayenin artırılması amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı finansman ve proje olanaklarının sağlanması,
  • Kırdan kente ya da kentten kıra göçün nesnel koşullara uygun biçimde planlanması,
  • Depo ve depolama tesislerinin iyileştirilmesi,
  • Tarımla ilgili alt sektörlere yönelik özel değerlendirmeler yapılması ve
  • Barajlara yönelik kapsamlı bir değerlendirme yapılması.

Uzun erimde:

  • Tarım sektöründen ayrılmaların önlenmesi için deprem bölgesine yönelik özel destekleme politikalarının uygulanması,
  • Tarım sektörüne ait kamu binalarının güçlendirilmesi, onarılması ya da yeniden inşası ve
  • Kırsal alanlarda yaşayan çiftçilerin gelir düzeylerini artırarak bölgeden göçü önleyecek özel önlemlerin alınması.

Yukarıda belirtilen önlemler içerisinde gıda güvencesi, gıda güvenliği ve gıda egemenliğinin kaybedilmemesi ve tarımsal üretimin sürdürülebilmesi için yeni yerleşim alanlarının; tarım, mera, orman ve sulak alanlar dışında seçilmesi gerekmektedir. Aşağıda belirttiğimiz önlemler yaşamsal öneme sahiptir:

  • Tarım ve mera arazileri açısından amaç dışı kullanımı önleyecek tedbirler alınmalıdır,
  • Meteorolojik olaylar (iklim özellikleri) dikkate alınarak değerlendirmeler yapılmalıdır,
  • Kayan zemin dikkate alınarak kadastro çalışmaları yapılmalıdır,
  • Mülkiyet sınırlarının güncellenmesine yönelik teknik, sosyal ve hukuki değerlendirmeler yapılmalıdır,
  • Kır-kent bütünlüğü sağlanmalı ve planlamalar tüm sektörleri kapsayacak biçimde yapılmalıdır,
  • Afetlere dirençli ve aynı zamanda ekonomik kapasitesi yüksek alanlar oluşturulmalı ve

  Zemin etüdüne yönelik değerlendirmeler yapılmalıdır,

  • Fiziki hasarların yanı sıra sosyal, kültürel ve psikolojik açıdan da bölgeye destek verilmelidir,
  • Tarımsal üretim, bakım, girdi tedariki, hasat, depolama, işleme, pazarlama, nakliye gibi faaliyetlerin sürdürülebilmesi için gerekli destekler çiftçilere verilmelidir,
  • Bölgedeki en önemli sorun göç olarak değerlendirilmelidir ve kentler için yapılan deprem güçlendirme çalışmalarının kır yerleşimleri için de yapılmalıdır.

Tüm bu yaşananları Unutmayacağız

Unutturmayacağız

Affetmeyeceğiz.

İSTANBUL TARIM PLATFORMU

İstanbul Tarım Platformu Basın Açıklaması Metni İçin Tıklayınız






Okunma Sayısı: 123